Burak Akan: Yaşamak mı Oyalanmak mı? La Dolce Vita

İnsan bazen mutsuz değildir.

Burak Akan: Yaşamak mı Oyalanmak mı? La Dolce Vita

İnsan bazen mutsuz değildir.
Sadece neyi kaybettiğini hatırlayamayacak kadar kalabalıktır.

Federico Fellini, La Dolce Vita ile tam da bu kalabalığın içinden konuşur.
Parlak gecelerin, yüksek kahkahaların ve hiç susmayan flaşların arasından…
Ama sesi bağırmaz.
Çünkü bu film, gürültünün içindeki sessiz çöküşü anlatır.

Tatlı Hayat Denilen Şey

“La Dolce Vita” dendiğinde akla ilk gelen şey şıklık olur.
Roma geceleri, yıldızlar, şampanya, gazeteler, manşetler…

Ama Fellini, “tatlı hayat”ı bir ödül gibi değil,
geç fark edilen bir bedel gibi sunar.

Marcello Rubini…
Gazeteci, gözlemci, her yere ait ama hiçbir yere kök salamayan bir adam.

Onun trajedisi başarısızlık değildir.
Aksine, önüne çıkan her kapının açık olmasıdır.
Çünkü bazen seçenek fazlalığı, insanın kendine varmasını geciktirir.

İnsan her şeyi yaşayabilir.
Ama her yaşanan, insanı büyütmez.

Magazin, Şöhret ve Modern Yalnızlık

La Dolce Vita, yalnızca bir sinema klasiği değil;
modern magazin kültürünün ruhsal anatomisidir.

“Paparazzi” kelimesi bu filmle doğdu.
Ama Fellini için paparazzi, bir meslekten çok daha fazlasıdır:
bakarken hissetmemeyi öğrenmiş gözlerdir.

Şöhret burada bir amaç değildir.
Yanlışlıkla yakalanmış bir haldir.
Ve insan, görünür oldukça kendinden eksilir.

Bugün sosyal medyada sürekli “orada” olan insanlara baktığınızda
neden hâlâ bu filmi konuştuğumuzu anlarsınız.

Alkış çoğaldıkça, iç ses kısılır.

Kadınlar: Kurtuluş mu, Yansıma mı?

Bu filmdeki kadınlar birer karakter değil,
Marcello’nun ruh hâllerinin yansımalarıdır.

Sylvia…
Güzelliğiyle mekânları susturan bir figür.
Ama güzellik burada bir armağan değil,
taşınması zor bir yalnızlık biçimidir.

Marcello’nun her kadına yaklaşımı aynıdır:
Bir anlığına umutlanır,
sonra geri çekilir.

Çünkü bazı insanlar sevilmeyi değil,
sevilme ihtimalini güvenli bulur.

Aşk cesaret ister.
Cesareti olmayanlar, hatıralarla yaşar.

Trevi Çeşmesi: Güzelliğin En Tehlikeli Anı

Trevi Çeşmesi sahnesi, sinema tarihine erotik bir ikon olarak kazınmıştır.
Oysa bu sahne, erotizmden çok bir boşluk anıtıdır.

Suya giren kadın özgür değildir.
Onu izleyen adam da.

İkisi de bir anın içinde kaybolur
ve sabah olduğunda,
hiçbir şey değişmemiştir.

Çünkü Fellini şunu söyler:
Bazı geceler insanı özgürleştirmez.
Sadece erteletir.

Fellini’nin Sorduğu Asıl Soru

La Dolce Vita bize “mutlu musun?” diye sormaz.
Daha rahatsız edici bir şey sorar:

“Bu hayatı neden sorgulamıyorsun?”

Film ahlak dersi vermez.
Yargılamaz.
Sadece gösterir.

Ve gösterdikleri rahatsız eder.
Çünkü insan, kendini en çok
alıştığı hayatta kaybeder.

İnsan hayatını bir anda terk etmez.
Yavaş yavaş ihmal eder.

Final: Tatlı Hayattan Geriye Kalan

Bu filmin sonunda bir kurtuluş yoktur.
Ama bir uyanıklık vardır.

Fellini umut satmaz.
Ama farkındalık bırakır.

Ve bazen fark etmek,
her şeyden daha değerlidir.

Hayat her zaman güzel olmaz.
Ama gerçek olduğunda, insanı yarım bırakmaz.

Neden Hâlâ La Dolce Vita?

Çünkü bu film:
Şöhreti parlatmaz
Aşkı romantize etmez
Yalnızlığı süslemez
Ve insanı avutmaz

La Dolce Vita, bir film değildir.
Bir aynadır.

Ve bazı aynalara bakabilmek,
olgunluk ister.

Burak Akan

Etiketler: